İzBBŞT’den yeni oyun

İzmir Şehir Tiyatroları, Sam Bobrick’in kaleme aldığı, “Halktan Biri” adlı yeni oyununun prömiyerini 22 Nisan’da yapacak.

İzmir Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları (İzBBŞT), 22 Nisan’da, sezonun dördüncü yeni oyununun prömiyerini yapacak. Sam Bobrick’in yazdığı, Burak Şentürk’ün yönettiği ‘Halktan Biri’ oyunu İzBBŞT İsmet İnönü Sahnesi’nde perde açacak.  Oyun, yıllar öncesinin Amerika’sında; halkın manipüle edilmiş tercihleriyle başa gelen despotik bir lider ile ona tek başına meydan okuyan sıradan bir vatandaşın, Travis Pine’ın hikayesini konu alıyor. ‘Halktan Biri’nde Travis Pine karakterini Ayhan Anıl, Tom Walker karakterini ise Murat Sönmez canlandırıyor. Oyunun görsel tasarımı, Anıl Işık’ın dekorları ve Deniz Bilgili’nin kostüm tasarımlarıyla hayat bulurken; ışık tasarımında Uğurcan Uslu, koreografide Ruhat Kılıç Hosseini, imzası bulunuyor. Oyunun dramaturjisini Duygu Kankaytsın Çelenk üstleniyor.

Biletleri satışta

Prömiyerin ardından 23-24-25-26-30 Nisan ve 1-2-3 Mayıs tarihlerinde sahneye taşınacak olan ‘Halktan Biri’nin biletlerine tiyatroseverler, kultursanatbilet.izmir.bel.tr adresi üzerinden online olarak veya İzBBŞT İsmet İnönü Sahnesi Gişesi ile Konak Vapur İskelesi gişelerinden alabilir.

 

Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

İZKİTAP’ta edebiyatla dolu hafta sonu

İZKİTAP – 7. İzmir Kitap Fuarı, İzmirlilerin yoğun ilgisiyle devam ediyor. Kültürpark’ta kurulan stantlardan kitap alışverişi yapan, sevdikleri yazarların imza günlerine ve söyleşilere katılan kitapseverler; gün boyu fuar alanında vakit geçiriyor. İzmirlilerin yoğun ilgisiyle Kültürpark, gün boyunca her yaştan ziyaretçi için edebiyatla iç içe bir buluşma noktası haline geliyor.

İzmir Büyükşehir Belediyesi ev sahipliğinde, İZFAŞ ve TACT Fuarcılık iş birliğiyle düzenlenen İZKİTAP – İzmir Kitap Fuarı, 17-26 Nisan tarihleri arasında çok sayıda yayınevi, sahaf ve yazarı bir araya getiriyor. Fuar kapsamında gerçekleştirilen söyleşi ve imza etkinlikleri, hafta sonu her yaştan okurun ilgisini çekmeye devam etti. Fuar alanı, her yaştan kitapseverle dolarken, ziyaretçiler hem stantlar arasında dolaşarak kitap alışverişi yaptı, söyleşi ve imza etkinliklerine katıldı hem de Kültürpark’ın eşsiz atmosferinde baharın tadını çıkardı.

Gökmen Ulu ve Osman Özgüven okurlarla buluştu

Gazeteci-yazar Gökmen Ulu ile Dikili’nin efsanevi eski belediye başkanı Osman Özgüven, fuar kapsamında “Geleceğin İnşası İçin – Bir Yerel Devrim Öyküsü” başlıklı söyleşide okurlarla buluştu; söyleşide Özgüven’in çocukluk yıllarından başlayarak özellikle 12 Eylül 1980 Darbesi sonrasındaki yerel yönetim anlayışı ele alınırken, Ulu Dikili’de uygulanan ücretsiz su, kolaylaştırılmış ulaşım, çalışan haklarının iyileştirilmesi ve 1 Mayıs ile 8 Mart’ın tatil ilan edilmesi gibi dönemi için çarpıcı politikaları vurguladı; bu uygulamaların merkezi yönetimle gerilim yarattığını ancak Özgüven’in geri adım atmadığını belirten Ulu, yasakların yoğun olduğu yıllarda düzenlenen festivallerin aydınları, sanatçıları ve siyasetçileri bir araya getirerek bir demokrasi zemini oluşturduğunu ve Türkiye ile Yunanistan arasında gerginliğin yüksek olduğu dönemde Dikili ile Midilli arasında kurulan temasların halklar arasında yeniden bağ kurulmasına katkı sağladığını ifade etti; söyleşi sonunda Ulu ve Özgüven, “Komünist Osman – Bir Yerel Devrim Öyküsü” kitabını birlikte imzaladı.

Coşkun Aral deneyimlerini paylaştı

Foto muhabiri ve yazar Coşkun Aral, fuar kapsamında düzenlenen söyleşide okurlarla buluşarak İmkansız Coğrafyalar kitabı üzerinden hem mesleki yolculuğunu hem de hayatından kesitleri anlattı;. Gazeteciliğe uzanan sürecin genç yaşlarda, henüz 17 yaşındayken yaptığı Bulgaristan ve Romanya yolculuklarıyla başladığını belirten Aral, bu deneyimlerin hayatında dönüm noktası olduğunu vurguladı. 1970’lerden günümüze uzanan kariyerinde Lübnan, Afganistan ve İran-Irak Savaşı gibi savaş ve kriz bölgelerinde bulunduğunu aktaran Aral, her fotoğrafın ardında bir insan hikayesi ve duygusal yük taşıdığını ifade ederek “imkansız” denilen coğrafyaların aslında insan hikayeleriyle dolu olduğunu söyledi. Gençlere ve ailelere de seslenen Aral, çocukların kalıplara sokulmaması, merak etmeleri, doğayla temas kurmaları ve araştırmaları gerektiğini vurgulayarak kitap fuarlarının bu açıdan önemli bir buluşma alanı olduğunu dile getirdi.

Ege Otlarının Kültür Tarihi konuşuldu

“Ege Otları: Ege ve İzmir’in Yenilebilen Otlarının Kültürü ve Yemeklerinin Tarifleri” kitabıyla Gourmand Dünya Yemek Kitapları Ödülleri’nde ödül kazanan yazarlar Ahmet Uhri ve Betül Öztürk, fuar kapsamında düzenlenen “Ege Otlarının Kültür Tarihi” başlıklı söyleşide okurlarla bir araya geldi. Söyleşide, Ege mutfağının doğayla kurduğu ilişki ve bölgedeki otların gündelik yaşam içindeki yeri ele alındı.

Yazarlar okurlarla buluştu

Fuar boyunca çok sayıda yazar, şair ve gazeteci söyleşi ve imza etkinlikleriyle okurlarla buluşmayı sürdürüyor. Pazar günü Ahmet Uhri, Algan Sezgintüredi, Berrak Yurdakul, Betül Öztürk, Deniz Erbulak, Dilge Güney, Suat Çağlayan, Gani Müjde, Gökmen Ulu, İrfan Değirmenci, Mavisel Yener, Nazan Uysal Harzadın, Nergis Seli, Saygın Ersin’in de aralarında bulunduğu yazarlar, imza etkinlikleri ile okurlarla bir araya geldi. Önceki dönem İzmir milletvekilleri Gazeteci – Yazar Atila Sertel ve Tacettin Bayır, söyleşi ve imza etkinliğinde siyasetten edebiyata pek çok konuda görüşlerini okurlarla paylaştı.

Okurlar çok mutlu

İzmir Kitap Fuarı’nda stantlar arasında dolaşan ziyaretçiler, yalnızca kitaplarla değil; yeni fikirler, hayaller ve birbirleriyle de buluşmanın keyfini yaşıyor. Gizem Dündar, fuarların bir “karşılaşma alanı” olduğunu vurgulayarak, “Buralar sadece okurların değil; kitapların okurlarla, okurların birbirleriyle, hatta kitapların kendi aralarında buluştuğu alanlar. Bu nedenle büyük önem taşıyor. Yalnızca kitap kapakları arasında dolaşmak, onların imgeleri ve kavramlarıyla tanışmak, ilişki kurmak bile insana ilham veriyor. Bu davete icabet etmekten dolayı mutluyum” dedi.

Eren Kural ise yazarların imza günleri için fuara geldiğini vurgulayarak, “Burada olmak çok güzel. Kitaplardaki bütün kahramanlar da bizimle bu kitap fuarında dolaşıyor. O nedenle çok mutluyuz” diye konuştu. Emre Pekşen ise fuarın meraklılarından olduğunu belirterek, bazı yayın evlerinin daha fazla stant açmasını istedi.

“Kitap okumak terapi gibi”

Fuarda kitapları indirimli almaktan mutluluk duyduğunu kaydeden Öznur Pelit, “Çok güzel bir fuar, iyi ki var. Okumayı seven herkesin ziyaret etmesi gerekiyor. Keşke herkes kitap okusa. Çünkü bu bir terapi. O zaman kimse doktora gitmez. Kitapların dünyasına girdiğiniz zaman hiç kimseye, hiçbir şeye ihtiyacınız olmuyor. Yarım saat bile okusanız ruhunuz dinleniyor. Kitap okurken altını çizmek, kitabın kokusu çok farklı. Yazarlardan imza almak… Bunların hepsi bir tutku” dedi. 

“Kitap Fuarını çok seviyorum”

İzmir Kitap Fuarı’nı ziyaret eden küçük misafirlerden Zeynep Elif Şimşek, fuarda vakit geçirmenin kendisi için çok eğlenceli olduğunu belirterek “Güzel kitaplar, kalemler var. Burayı çok seviyorum, beni heyecanlandırıyor. En çok kitapları ve kalemleri sevdim. Dört resim kitabı aldım” diye konuştu. 

26 Nisan’a kadar ziyaretçilerini ağırlayacak

Fuar, 26 Nisan’a kadar her gün 10.00 – 20.00 saatleri arasında ücretsiz olarak ziyaret edilebilecek. Birbirinden değerli yazarları okurlarla buluşturmaya devam eden İZKİTAP’ta, söyleşi ve imza günlerinin yanı sıra sergiler de ziyaretçilerle buluşuyor. Pakistan Pavyonu’nda 19 Nisan’a kadar Ece Türkel ve Fatih Şimşek’in seramik eserler sergisi, yine aynı alanda 23 Nisan’da açılacak Uluslararası Işık Seramik Yarışması Seramik Sergisi, Mehmet Tüzüm Kızılcan Sanat Galerisi’nde Cem Sağbil’in Dünya Hala Çiçek Açıyor Sergisi ve Göl Gazinosu’nda İzmir Mutfak Müzesi Açılışa Doğru Sergisi fuar süresince gezilebiliyor. İZKİTAP, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kapsamında da çeşitli etkinliklere ev sahipliği yapacak. Kültürpark’ta düzenlenecek programlarda çocuklara yönelik atölyeler, yaratıcı drama çalışmaları, masal anlatımları ve sahne etkinlikleri gerçekleştirilecek.

 

 

Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

Milas Belediyesi Tarafından DüzenleneceK ‘23 Nisan Çocuk Şenliği’ ile Çocuklar Bayram Coşkusunu Doyasıya Yaşayacak

Milas Belediyesi 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı birbirinden farklı etkinliklerle kutlayacak.

Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün çocuklara armağan ettiği bayram tüm yurtta olduğu gibi ilçemizde de coşkuyla kutlanacak. Milas Belediyesi bu özel günde hazırladığı programla çocukların bayram coşkusuna ortak olacak. ‘23 Nisan Çocuk Şenliği’ programı kapsamında Atapark Meydanı’nda kurulacak olan oyun alanlarında çeşitli aktivitelerin, parkurların ve yarışmaların yer alacağı etkinlikte çocukları misafir edecek olan Milas Belediyesi, çocuklara oyun parkurlarında coşku dolu anlar yaşatacak.

İlçemizde gerçekleşecek olan resmi kutlama programının tamamlanmasının ardından Atapark Meydanı’nda başlayacak olan etkinlikler gün boyunca sürecek.

Çocuklar maskot karakterler eşliğinde şişme oyun parkurları, bungee run, gladyatör güreşi, penaltı& dart, pinko&basketbol, yüz boyama, balon katlama, dev jenga ve kaydırak etkinlikleriyle eğlence dolu anlar yaşayacak. Oyun alanlarında çocuklara patlamış mısır, pamuk şeker ve macun ikramı da yapılacak.

Çocuklar spor etkinlikleri ve yarışmalarla doyasıya eğlenecek…

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kutlama etkinlikleri Milas Belediyesi Gençlik ve Spor Hizmetleri Müdürlüğü tarafından düzenlenecek olan etkinliklerle hız kesmeden sürecek. Spor ve eğlencenin bir arada olacağı programda çeşitli spor etkinlikleri ve yarışmalar gerçekleşecek. Çocukların akranlarıyla eğlenceli yarışlarına sahne olacak etkinliklerde halat ve çuval yarışı, basketbol ve minyatür kaleye şut atışları, kurulacak parkurda birbirinden farklı ve eğlenceli yarışmalar çocuklarla buluşturulacak.

Başkan Topuz’dan çocuklara davet…

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nda çocuklara özel birbirinden farklı etkinlikler düzenleyeceklerini belirten Milas Belediye Başkanı Fevzi Topuz, “Gazi Mustafa Kemal Atatürk tarafından çocuklarımıza ve tüm dünya çocuklarına armağan edilen bayramı belediyemiz tarafından düzenlenecek etkinliklerle coşkuyla kutlayacağız. Atapark Meydanı’nda kuracağımız oyun alanları ve düzenlenecek birbirinden farklı yarışma ve etkinliklerle çocuklarımız coşku dolu anlar yaşayacak. Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 106. kuruluş yılı ve 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı kutluyor, tüm çocuklarımızı belediyemiz tarafından düzenlenecek olan etkinliklere davet ediyorum” dedi.

 

 

Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

4 Bölümden Oluşan ‘Çernobil: Felaketin Anatomisi’, 21 ve 28 Nisan Salı Günleri 20.00’de İkişer Bölüm Art Arda National Geographic Ekranlarında İzleyicilerle Buluşacak

26 Nisan 1986’da Çernobil nükleer santralinin dördüncü reaktöründe yapılan bir güvenlik testi tarihin en büyük nükleer felaketine dönüşüyor. Patlama sonrası atmosfere yayılan devasa radyasyon bulutu tüm dünyayı etkilerken, bu dizi felaketin ardındaki olayları, gizlenen gerçekleri ve yıllar içindeki etkilerini tanık anlatımları ve uzman görüşleriyle ortaya koyuyor. 

4 bölümlük belgesel seri “Çernobil: Felaketin Anatomisi”, 21 Nisan ve 28 Nisan Salı günlerinde saat 20.00’de ikişer bölüm art arda National Geographic ekranlarına geliyor.

Bilimin, keşfin ve hikâye anlatımının gücüne inanarak 130 yılı aşkın bir süredir dünyanın en güvenilir markalarından biri olmayı sürdüren National Geographic’in birbirinden iddialı yapımlarını D-Smart, Digiturk ve TOD, KabloTV, S Sport Plus, Tivibu ve TV+ platformlarından izleyebilirsiniz.

 

Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

Kağıdın hikayesi SEKA’da yazıldı

Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı faaliyet gösteren SEKA Kâğıt Müzesi’nde 18 Nisan Türk Kağıtçılık Günü’ne özel gerçekleştirilen etkinlikler sanatseverleri, akademisyenleri ve öğrencileri buluşturdu. Bu özel günde, geleneksel yöntemlerle kağıttan dünyanın en büyük Türk bayrağı oluşturuldu.

DOLU DOLU BİR ETKİNLİK OLDU

Kocaeli Büyükşehir Belediyesi, 18 Nisan Türk Kağıtçılık Günü’nü dolu dolu bir etkinlikle geçirdi. Kültür ve Sosyal İşler Dairesi Başkanlığı’na bağlı Müzeler ve Kütüphaneler Şube Müdürlüğü bünyesindeki SEKA Kâğıt Müzesi’nde gerçekleştirilen program, geleneksel kâğıt üretim kültürünü yaşatmayı amaçladı. 18 Nisan Türk Kağıtçılık Günü’ne özel gerçekleştirilen etkinlik sanatseverleri, akademisyenleri ve öğrencileri bir araya getirdi.

PROGRAMIN ÖZEL BİR ANLAMI VARDI

18 Nisan 1936 tarihinde SEKA Kâğıt Fabrikası’nda ilk kâğıdın üretilmiş olması, etkinliğe ayrı bir anlam kattı. Bu önemli günün yıl dönümünde gerçekleştirilen programda, geleneksel yöntemlerle yeni bir ilke daha imza atılması dikkat çekti. Gün boyunca düzenlenen birbirinden farklı workshop etkinliklerinde katılımcılar, asitsiz kâğıt üretimini uygulamalı olarak deneyimlerken, sürdürülebilir yöntemler hakkında bilgiler de edindi.

18 SANATÇIDAN 18 ESERLİK SERGİ

Etkinlikler kapsamında açılan “Kâğıdın Dokusunda Kitap Sanatları Sergisi”, 18 sanatçının 18 eserinden oluşan seçkisiyle ziyaretçilerin beğenisine sunuldu ve büyük ilgi gördü.

DEV TÜRK BAYRAĞINA BÜYÜK İLGİ

Programın en dikkat çeken anı, Doç. Dr. Yusuf Parlak’ın canlı performansı oldu. İzleyicilerin katılımıyla, geleneksel yöntemlerle kağıttan dünyanın en büyük Türk bayrağı oluşturuldu. Bu eşsiz eser tüm misafirlerden büyük ilgi gördü.

BERNA ABİŞ’TEN KÜLTÜREL MİRAS VURGUSU

Kocaeli Büyükşehir Belediyesi Başkan Vekili Berna Abiş, etkinliklerin ardından yaptığı değerlendirmede kültürel mirasın korunmasının önemine dikkat çekerek, kâğıt sanatının geleneksel ve çağdaş yönleriyle geleceğe taşınmasının büyük değer taşıdığını ifade etti.

AKADEMİK ÇEVRELERDEN YOĞUN KATILIM

Türkiye genelindeki üniversitelere de duyurulan etkinlikler, akademik çevrelerden ilgi gördü. Düzce Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nedim Sözbir de etkinlikleri ziyaret ederek programı yerinde inceledi ve gerçekleştirilen çalışmalara ilişkin bilgi aldı. Program, kâğıdın tarihsel birikimini sanatla buluşturarak katılımcılara öğretici ve ilham verici bir deneyim sundu.

 

Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

Fedon: ’30 Yıl Bekledim Çünkü..’

Taverna müziğinin efsane ismi Fedon, oğlu Theo Kalyoncu ve Fatih Tokmakçı’nın işletmeciliğini yaptığı Zorba Taverna’da İstanbul’a muhteşem bir geceyle veda etti. Yeni şarkısı ‘Bodrum’u ilk kez seslendiren usta sanatçı, müzik dünyasına dair zehir zemberek açıklamalar yaptı.

Yaz sezonu öncesi İstanbul’daki hayranlarıyla son kez bir araya gelen Fedon, Gayrettepe’nin ikonik mekanı Zorba Taverna‘da adeta bir “magazin bombası” patlattı. İşletmesini oğlu Theo Kalyoncu ve Fatih Tokmakçı‘nın üstlendiği mekanda sahne alan usta sanatçı, hem performansı hem de dobra açıklamalarıyla geceye damga vurdu.

“ESKİSİNİN ÜSTÜNE ÇIKAMAYACAKSAM YAPMAM”

Yıllardır neden yeni bir albüm yapmadığı sorusuna sanatçı duruşuyla yanıt veren Fedon, piyasadaki tüketim hızına şu sözlerle sitem etti: “30 yıl sonra albüm çıkarıyorum; çünkü bugüne kadar eski şarkılarımın kalitesini geçecek bir iş gelmedi. Daha iyisini yapamayacağım şeyi dinleyiciye sunmam.”

“ŞARKILARI MAHVEDİYORLAR!”

Son dönemdeki cover (yeniden yorumlama) furyasına ateş püsküren sanatçı, eleştiri oklarını mutfaktaki isimlere de yöneltti: “Şarkıları resmen mahvediyorlar! Ruhunu öldürüyorlar. Burada suç sadece şarkıcıda değil; buna izin veren yapımcıda ve o düzenlemeyi yapan prodüktördedir.”

AİLE DESTEĞİ TAM: NATALİ DE İZLEDİ

Fedon’u bu özel gecesinde ailesi de yalnız bırakmadı. Mekanı hınca hınç dolduran davetliler arasında Fedon’un kızı Natali Ege’de  vardı. Babasının performansını en önden izleyen Natali, gece boyunca şarkılara eşlik ederek destek verdi.

NE VELİAHTI VAR NE DE DOSTU!

Müzik dünyasında “yalnız bir kurt” olduğunu ima eden Fedon, “Bu camiada güveneceğim kimse yok,” diyerek sitem etti. Kendisinden sonra taverna müziğini sırtlayacak bir “veliaht” görmediğini belirten usta isim ” ortalık benim gibi sakal bırakıp sahneye çıkan Fedoncuklarla dolu” dedi…

İSTANBUL’DA “BODRUM” PRÖMİYERİ

Röportajın ardından sahneye çıkan ve enerjisiyle mekanı ayağa kaldıran Fedon, bir de sürpriz yaptı. Yeni şarkısı “Bodrum” u ilk kez Zorba Taverna sahnesinde seslendiren sanatçı, tabakların kırıldığı geleneksel taverna eğlencesini zirveye taşıdı.

Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

Köy Enstitüleri’nin 86’ncı kuruluş yıl dönümü Maltepe’de kutlanıyor

Maltepe Belediyesi, Cumhuriyet’in kurmuş olduğu en önemli kurumlardan biri olan Köy Enstitüleri’nin 86’ncı kuruluş yıl dönümünü “Bozkırda Açan Ateş Çiçekleri” isimli bir dizi etkinlikle kutluyor.

Maltepe Belediyesi’nin Köy Enstitüleri’nin kuruluşunun 86’ncı kuruluş yıl dönümünde “Bozkırda Açan Ateş Çiçekleri” isimli sergi, belgesel, söyleşi, konser ve gezilerden oluşan etkinliklerle kutluyor. Bu kapsamda etkinlikler, araştırmacı-yazar Karabey Aydoğan’ın yıllarca bir kuyumcu titizliğiyle araştırarak topladığı enstitülere dair bilgi, belge ve fotoğraflardan oluşan “Uygarlığın Tuğlası Köy Enstitüleri” adlı sergiyle başladı. Aydoğan’ın açtığı sergiden sonra Çoşkun Yüksel ve Gülfem Gürses imzalı, Köy Enstitüleri’nde mezun olanların tanıklıklarını içeren “Mandolinli Kız” belgeseli gösterildi.

Sonrasında araştırmacı-yazar Karabey Aydoğan tarafından düzenlenen “Köy Enstitüleri ve Müzik” konulu söyleşide sınıf sınıf enstitülerde verilen müzik dersi içerikleri, hangi müzik aletlerinin çalındığı, enstitülere konuk olan ünlü eğitimciler, yazarlar ve aşıklarla dönemin fotoğraflarına yer verildi. Gecenin finalinde müzisyen Ufuk Karakoç, “Köy Enstitüsü Öğretmeni Ruhi Su’dan Türküler: Bozkırdan Yükselen Avaz” adıyla konser verdi.

Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

Nilüfer’de erken Osmanlı kadını ve Nilüfer Hatun’un mirası konuşuldu

Nilüfer Belediyesi, Bursa’nın fethinin 700. yılı etkinlikleri kapsamında “Nilüfer Hatun ve Erken Osmanlı’da Kadın” başlıklı panel düzenledi. Tarihçi ve akademisyenlerin katılımıyla gerçekleşen etkinlikte, erken Osmanlı döneminde kadının kent inşasındaki ve toplumsal hayattaki rolü tartışıldı.

Nilüfer Belediyesi, Bursa’nın fethinin 700. yılı etkinlikleri kapsamında “Nilüfer Hatun ve Erken Osmanlı’da Kadın” paneline ev sahipliği yaptı. İki oturum olarak planlanan programın ilki, Nazım Hikmet Kültürevi’nde tarih meraklılarının katılımıyla gerçekleştirildi. Doç. Dr. Hacer Karabağ Aslan’ın koordinatörlüğünü, Prof. Dr. Selen Durak’ın ise moderatörlüğünü üstlendiği panele; Nilüfer Belediye Başkan Vekili Günce Çelik, Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir’in eşi Nuray Özdemir ile akademisyenler ve araştırmacılar katıldı.

Etkinliğin açılış konuşmasını yapan Nilüfer Belediye Başkan Vekili Günce Çelik, ilçeye adını veren Nilüfer Hatun’un bıraktığı mirasa dikkat çekerek, “Nilüfer Hatun sadece bir padişah eşi veya valide sultan değil, inşa ettirdiği yapılarla kentin sosyal dokusunu örmüş ve Türk kadının toplumsal hayattaki kurucu iradesinin en somut örneklerinden biri olmuştur. Erken dönem Osmanlı kadının vakıflar aracılığıyla eğitime, sağlığa ve sosyal yardımlaşmaya sağladığı bu katkılar, bugünkü sosyal belediyecilik anlayışımızın da temel dayanaklarını oluşturuyor” diye konuştu.

Moderatör Prof. Dr. Selen Durak ise kadınların yapılı çevrenin biçimlenmesinde sadece bir kullanıcı değil, karar verici özneler olarak yer aldığını belirterek, erken Osmanlı kadınlarının kurdukları vakıflar ve inşa ettirdikleri köprüler ile kentlerin fiziksel gelişimini doğrudan etkilediklerini ifade etti.

ERKEN OSMANLI’DA KADINA AKADEMİK BAKIŞ

Açılış konuşmalarının ardından söz alan uzman isimler, erken Osmanlı tarihine dair güncel bulguları paylaştı. Prof. Dr. Feridun Emecen, Osmanlı kuruluş dönemi kroniklerinin eleştirel bir gözle okunması gerektiğini belirterek, Orhan Gazi dönemi kadın figürlerinin arka planını anlattı. Emecen, Nilüfer Hatun’un Yarhisar Tekfuru’nun kızı olma ihtimalinin zayıf olduğunu, Nilüfer ile Orhan Bey’in tanışmasının Bursa’nın fethi dönemine denk geldiğini söyledi. Emecen, Süleyman Paşa’nın annesinin de Nilüfer Hatun değil, Efendize Hatun olabileceği görüşünü paylaştı.

Araştırmacı-yazar Raif Kaplanoğlu ise Osmanlı kroniklerinin 8 nesil sonra yazıldığını, bu nedenle bilgilerin çağdaş kaynaklarla, tahrir defterleriyle ve saha araştırmalarıyla karşılaştırılması gerektiğini belirtti. Kaplanoğlu da, Orhan Bey’in dört eşinin hikayesini bu yöntemle değerlendirerek Nilüfer Hatun’un Şile Tekfuru’nun kızı olabileceği görüşünü dile getirdi. Nilüfer adının ise Bursa Ovası’ndaki nilüfer çiçeklerinden geldiğini, derenin adını köprüden değil, köprünün adını dereden aldığını öne sürdü.

Nilüfer adının Bursa’nın kent hafızasındaki yerine odaklanan Prof. Dr. Fikret Yılmaz da, Nilüfer çayının şehir hayatındaki önemine dikkat çekerek “nilüfer odunu” geleneğinden, çayın çevresinde kurulan kahvehanelerden ve kervan meydanından söz etti. Yılmaz, Nilüfer adının kentsel kimlik açısından önemli bir nirengi noktasını olduğunu, belediyenin de bu adı taşımasının yerinde bir tercih olduğunu ifade etti.

Doç. Dr. Nilgün Elam ise sunumunda Bizans ve Osmanlı diplomasisi arasındaki evlilik ittifaklarını anlattı. Elam, Asporça Hatun’un büyük olasılıkla Bursa civarındaki bir Bizanslı soylu aileye mensup olduğunu, Nilüfer adının Yunanca kökenli isimlerle ilişkilendirilmesinin kanıtlarının zayıf kaldığını söyledi. Elam, Orhan Gazi’nin Bizans prensesi olduğu kesin olarak bilinen tek eşinin ise İmparator 6. Yannis Kantakuzenos’un kızı Theodora olduğunu vurguladı.

Panelin ikinci bölümü soru-cevap şeklinde devam etti. Katılımcıların merak ettikleri konuları konuşmacılara yönelttiği oturumun sonunda, akademisyenlere günün anısına hediye takdim edildi.

Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

Bursa’nın tarihi katmanları ve mahalle kültürü Tüyap Bursa 23. Kitap Fuarı’nda konuşuldu

Nilüfer Belediyesi tarafından düzenlenen Yılmaz Akkılıç Araştırmaları Ödülü’nü kazanan araştırmacılar Gözde Kirli ve Sercan Eklemezler, Bursa’nın geçmişine ve toplumsal hafızasına ışık tutan çalışmalarını düzenlenen söyleşide paylaştı.

Nilüfer Belediyesi’nin kentin akademik birikimine katkı sunmak amacıyla düzenlediği “Yılmaz Akkılıç Araştırmaları Ödülü”nde başarılı olan araştırmacılar, Gözde Kirli ve Sercan Eklemezler, Tüyap Bursa 23. Kitap Fuarı’nda İznik’in katmanlı tarihini ve Hürriyet Mahallesi’nin değişen çehresini anlattı. Merinos Atatürk Kongre ve Kültür Merkezi Hüdavendigar Salonu’nda düzenlenen “Bursa’yı Anmak, Bursa’yı Yazmak” temalı söyleşinin moderatörlüğünü Hacı Tonak yaptı.

BU ZENGİNLİĞİ GELECEĞE TAŞIMALIYIZ

İznik üzerine yaptığı araştırmayı anlatan Gözde Kirli, kentin sadece fiziksel yapılarından ibaret olmadığını vurguladı. İznik’in tarih öncesinden bu yana kesintisiz bir yaşam alanı olduğunu belirten Kirli, “İznik, tarih öncesinden beri varlığını sürdüren bir kent. Bugün hala bu kentte, surlarla beraber gündelik yaşantımızı hiç zorluk çekmeden sürdürmeye devam ediyoruz” diye konuştu.  

İznik’in stratejik, tarihi ve dini önemine de değinen Kirli, kentin neden sürekli bir mücadele alanı olduğunu şöyle açıkladı: “İznik bir ‘arzu nesnesi’ olarak tarihler boyunca ortaya çıkmış ve hep alınmak istenmiş bir yer. Bu yüzden sürekli savaşlara, tahribatlara ve depremlere maruz kalmış. Elimizdeki kent stoğu tükenmiş, yeniden yapılandırılmış. Roma’dan Bizans’a, Selçuklu’dan Osmanlı’ya kadar her gelen kendi kültürünü getirmiş ve ciddi bir kültürel katmanlanma oluşmuş. Bugün göl altında gördüğümüz yapılar ise aslında yapıldıkları dönemde toprak üzerindeydi. Altımızda çok ciddi bir tarihi rezerv bulunuyor. Bunun için değerli madenleri de sayabiliriz. Doğru koruma politikalarıyla bu zenginliği geleceğe taşımalıyız.”

MAHALLE KÜLTÜRÜ ZAYIFLADI

Hürriyet Mahallesi’ndeki mekan ve gündelik yaşam ilişkisini inceleyen Sercan Eklemezler ise mahallenin hafızasını henüz tanıkları hayattayken kaydetmenin önemine dikkat çekti. Mahallenin kuruluş yıllarına dair ilginç bir anektodu paylaşan Eklemezler, “Mahalle ilk kurulduğunda tüm evler tek tip ve beyaz badanalıydı. İnsanlar gece vardiyasından geldiklerinde kendi evlerini bulamazlardı. Bu çok özel bir hatıradır. 1980’li yıllara kadar belediye başkanı ile mahallenin manavı aynı masada oturur, gündelik yaşamı paylaşırdı. Sonrasında ise sınıfsal ayrışmaları görüyoruz” dedi.
Günümüzdeki toplumsal değişime de parmak basan Eklemezler, mahalle kültüründeki zayıflamaya dikkat çekerek, “Eskiden çocuklar sokakta büyür, annelerimiz ekmeklerimize reçel sürerdi ve hayat böyle akardı. Ancak saha çalışmam boyunca gördüm ki, artık mahallede kimse balkonlara bile çıkmıyor. Herkes kendi özel yaşantısına çekilmiş durumda. Biz sosyologlar olarak sadece tabloyu ortaya koyuyoruz. ‘Gündelik hayatın o eski canlılığına ve sokağın aktifliğine nasıl dönebiliriz?’ bunu sorgulamaya çalışıyoruz” diye konuştu.

İlgiyle takip edilen söyleşinin sonunda Nilüfer Belediye Başkan Vekili Gülver Deniz, konuşmacılara teşekkür etti.

Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı

Manisa Şehir Tiyatrosu ‘Sen İstanbul’dan Daha Güzelsin’ oyununu ağırladı

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları, bir ailenin üç kuşak kadınının anlatıldığı “Sen İstanbul’dan Daha Güzelsin” oyununu 2. Uluslararası Manisa Mesir Tiyatro Festivali kapsamında Manisa seyircisiyle buluşturdu.

 Murat Mahmutyazıcıoğlu’nun yazıp yönettiği “Sen İstanbul’dan Daha Güzelsin”, 18 Nisan 2026 Cumartesi günü saat 18.00’de Manisa Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatrosu Uğur Mumcu Sahnesi’nde sahnelendi.

Oyun, İstanbul’un değişen çehresiyle iç içe geçen bir aile hikâyesi… Murat Mahmutyazıcıoğlu’nun kaleme aldığı “Sen İstanbul’dan Daha Güzelsin”, bir ailenin üç kuşak kadınının birbirine dolanan seslerini ve sessizliklerini sahneye taşıyor.

Oyun, seyirciyi Üsküdar’da tramvay geçtiğinde zangır zangır sallanan ahşap bir evden, balkonları unutulmuş modern apartman dairelerine ve bakımevlerine uzanan duygusal bir yolculuğa çıkarıyor.

Manisa Seyircisinden Sıcak Karşılama

Manisa Şehir Tiyatrosu Uğur Mumcu Sahnesi’nde sahnelenen oyun seyircinin büyük beğenisini kazandı. Oyunumuzu heyecan ve merakla izleyen Manisalılar, oyuncularımızı alkışlarla uğurladılar.

İBB Şehir Tiyatroları, klasik ve çağdaş oyunlarını İstanbul’un birçok ilçesinin yanı sıra farklı illerde de seyirciyle buluşturmaya devam edecek.

SEN İSTANBUL’DAN DAHA GÜZELSİN

Bir ailenin üç kadını; anneanne, kız ve torun… Üçünün ortak yazgısı, aynı mekanda, dile gelenlerden daha çok içlerinden sessiz sedasız geçen cümlelerde gizli… Erkeklerin yalnız ve eksik bıraktığı yaşamlarında, birbirlerine tutunurken ve giderek birbirine benzerken, geçmiş, şimdi ve gelecek içiçe geçiyor. Sen İstanbul’dan Daha Güzelsin, İstanbul fonunda Ayfer, Başak ve Melis’in hikâyesini anlatıyor. Kadının değişmeyen hikâyesini…

“Kucağıma almışım seni… yürümüşüz beraber, çelik tellere bakmışım, çimentoya, karşıdan yeni yeni çıkan uzun binalara… yerdeki asfalta bakmışım… yolun yarısında yorulanların sigara dumanları arasından geçmişiz, ter kokusu her yer Allah kahretsin, “boğaz havasının içine ettiniz” diye bağırdım. ‘gel kız eve gidiyoruz, sen İstanbul’dan daha güzelsin’ O gün hayatımın en güzel günüymüş, meğerse…”

Murat Mahmutyazıcıoğlu’nun yazdığı, anlatı geleneğiyle tiyatronun çağdaş araçlarını buluşturan oyun, “üç anlatıcı’lı bir kurguyla ilerliyor. Mekânın birliğine hikâyenin parçalanmışlığı ekleniyor ve farklı bir kurgu ortaya çıkıyor. Bu kurgu, geçmiş, gelecek ve şimdide çakılı kalmış üç hikâyeyi birleştiriyor. Zamanla üç hikâye de tekleşiyor ve ‘kadın’ın hikâyesine dönüşüyor…

Oyunda Esin Umulu, Şebnem Köstem, Yeliz Şatıroğlu rol alıyor. 

Kaynak: (BYZHA) Beyaz Haber Ajansı